KALİTELİ BİR YAŞAM İÇİN ADALET VE ÖZGÜRLÜĞÜ SEÇİN

Adalet ve özgürlük ilişkisi:

Bir ülkede insanın malının, canının, namusunun, inancının korunuyor olması o ülkede adalet ve özgürlüğün varlığının hissedilmesine katkıda bulunur.

Kapınız, pencereniz açık, güven içinde uyuyabiliyorsanız bu, malınızın, canınızın ve namusunuzun özgür olduğunun kanıtıdır ve bulunduğunuz ülkede ADALET olduğunu, adaletsizliğe izin verilmediğini gösterir.

Kapınızı, pencerenizi sıkıca kapatıp, kamera, alarm, demirleme vs. gibi ilave tedbirleri de almak zorunda kalıyorsanız, ülkenizdeki adaletin yeterli olmadığını düşünebilirsiniz.

Geceleri kadınlar, erkekler ve çocuklar güven içinde sokaklarda dolaşabiliyorlarsa bu, canınızın ve namusunuzun özgür olduğunun kanıtıdır. Bulunduğunuz ülkede adalet olduğunun ispatıdır.

Ülkenizde bulaşıcı hastalık nedenleri tespit edilerek ortadan kaldırılmış, temiz bir toplum yaratılmış, canınız güven içindeyse bu, adaletin ve özgürlüğünüzün kanıtıdır. Ülkenizde adalet ve özgürlük olduğundan söz edebilirsiniz.

Ülkenizde suçlulara taviz verilip toleranslı davranılıyor, suçlar karşılığını bulmuyor, toplum menfaatleri göz önünde bulundurulmuyorsa adaletten özgürlükten söz edemezsiniz. Söz ediyorsanız yalan söylüyorsunuz demektir. Toplumun size olan güven ve saygısını kaybedersiniz.

Ülkenizde kötülükleri yaymaya çalışanlara rağbet ve rehberlik ediyorsanız, başınıza gelebilecek kötülüklerden şikayet etmeye hakkınız yoktur. Herkes hak ettiği gibi yaşar, arpa eken arpa biçer, unutmayınız…

Ülkenizde para yalnız zenginler arasında dönüp dolaşan bir meta haline gelmişse, can ve mal güvenliğinden, adaletten, özgürlükten söz edemezsiniz.

Ülkenizde düşündüğünüzü ifade edemiyorsanız ya da başkalarının düşündüğünü ifade etmesine tahammül edemiyorsanız adaletten özgürlükten söz edemezsiniz.

Ülkenizdeki insanlar kendileri ve çevreleriyle barışık değiller, empati yapmaktan yoksunlarsa: Ülkenizde barış ve huzur yoktur. Adalet ve özgürlükten söz edemezsiniz.

 Özgürlük herkesin her aklına geleni yapabilmesi demek değildir. Özgürlük zarar vermeden, zarar görmeden yaşayabilmektir. Bu da adaletle mümkündür. Rabbim bize adil ve özgür bir ortamda yaşamayı nasip et.

Adalet özgürlük getirir, özgürlük mutluluk getirir unutmayınız.

Hoşça kalınız.

Yorumlarınızı bekliyorum.

Reklamlar
Öne Çıkarılmış Yazı

MANTIKSIZ MANTIKLAR

 

–Allah’a, peygamberlerine, meleklerine ve kitaplarına inanıyorum. Çok dini kitap okudum; fakat inancımı okuduğum kitaplara bağlamayın sakın! (Dedi genç kız.)

(Şaşkın şaşkın yüzüne baktım, ne demek istiyordu acaba?)

–Anlayamadım. (Dedim.) –Biraz açar mısın?

– Memnuniyetle! (Dedi. Sonra Pencereden dışarı baktı. Bahçede iki güvercin vardı.)

–Ah keşke! (Dedi.) –Şu güvercinlerden birinin yerinde ben olsaydım! Biliyor musun, güvercinler eşlerinden hiç ayrılmazlarmış, birbirlerine ihanet etmezlermiş, biri ölse diğeri de üzüntüsünden yemez içmez ölürmüş. Ne büyük bir sevgi, ya insanlar öyle mi?

–Hayır. (Dedim.) Halbuki insanın hava su ekmek kadar sevgiye de ihtiyacı var.

–İnsanın her şeyden çok sevgiye ihtiyacı var, sevilmeyen bir insan yemek, içmek hatta yaşamak istemez; ama bunu şehvetinin arkasından giden birisi asla anlamaz ve asla fark etmez. (Dedi.)

–Ben asla evlenmeyi düşünmüyorum! Kafeste bir kuş olmak istemiyorum. (Diye sözüne devam etti.) Ben dört evlenmenin Allah’ın emri veya tavsiyesi olduğuna da inanmıyorum.

(Yüzüne baktım ve dedim ki.) –Ama Nisa suresinde bir ayet varmış.

(Gülümsedi.) – Evet, var. Yani Allah bu ayette: Allah’tan korkmuyorsanız, adaletin sizin için bir anlamı yoksa ikişer üçer dörder beşer dilediğiniz kadar evlenebilirsiniz, demek istiyor. İşin aslı bu. (Devam etti.)

–Ailem dinine bağlıdır. Beni yazları Kuran kursuna gönderirlerdi. Bir erkek hoca giriyordu derslerimize. Bütün öğrenciler hemen hemen benim yaşımda ve kızlardan oluşmaktaydı.

–O zaman siz bayağı bir dini bilgiye sahip olmalısınız.

(Başını sağa sola çevirdi, dudaklarını sıktı.) –Kaybolan zamanıma gençliğime acıyorum. Derste bize anlatılanları bir bilseydiniz… (Sustu, hiç konuşmayacak zannettim.)

–Kadınları okutmak günahmış, kadınları çok mecbur kalmadıkça evden dışarı çıkarmamalıymış. Evden dışarı çıkması icap ederse saçak altlarından yürütmeliymiş. Bir erkek karısının elini yüzünü başka bir erkeğe gösterirse “deyyus” olur ebedi cehennemde kalırmış.

–Daha neler! (Dedim, elimde olmayarak.)

(O, sözüne devam etti.) –Kadınları okutmak günahmış; fakat kadınlar hastalanınca kadın doktora götürmek lazımmış.

–Kadınlar okutulmazsa kadın doktor bulunur mu? Bunlar kadınları öldürmek mi istiyor, bu nasıl mantık? (Dedim.)

– Dahası da var. (Dedi.) – Kadınların cihadı kocasının dört evlenmesine katlanmakmış.  Çünkü erkekler cihat ediyorlar ölüyorlarmış. Nüfusu artırmak için kadınlar bu fedakarlığa katlanmalı sevaba girmeliymiş.

( Ve parmak kaldırdım söz hakkı istedim, dedi.)

–Hocam, evden dışarı çıkması, okuması, çalışması günah sayılan, bu dört kadın, kocası savaşta ölünce ne yer ne içer?  Ve doğurdukları çocuklara kim bakacak, çocuklar ne yiyip ne içecekler? Ben bu işte bir mantık göremiyorum…

(Hoca hiddetle:) –Terbiyesizlik etme otur yerine! (Dedi.)

 

KİMİN UMURUNDA?

Türkiye bir yarımada, tarıma uygun topraklara sahibiz; fakat zehir ekip zehir biçiyoruz. Ektiğimizin bir kısmını özel olarak yetiştiriyoruz, onlar satmak için değildir. Kendi çocuklarımıza zehirli sebzeleri yedirmeyelim diye büyük bir özen gösteriyoruz. Başkalarının çoru çocuğu bizim için pek bir şey ifade etmiyor.

Ya bizim çocuklarımız başkaları için bir şey ifade ediyor olabilir mi? Hayır, bizim çocuklarımız da başkaları için hiçbir şey ifade etmiyor.

Toplum olarak akıllı, mantıklı ve merhametli olsaydık, sebzelere zehirleri kökten sulama suyuyla vermezdik.  Meyve ağaçlarına çamaşır deterjanlarını sulandırarak sıkmazdık. Kültür mantarlarının toprağına akşam zehir atıp, gece mantarları toplayıp, sabah satmazdık.

Merhamet etmeyen merhamet göremez. Nasıl mı?

Siz ailenize zehirli sebzeleri yedirmiyorsunuz: ama antibiyotikli peynirleri, yoğurtları, sütleri yedirmek zorundasınız, yediriyorsunuz, farkında mısınız?

Meyveleri ve mantarları yediriyorsunuz, farkında mısınız?

Hayvanlara antibiyotikler verildikten sonra uzun bir süre sütünün içilmemesi, etinin yenilmemesi gerekiyor. Süt üretenler bu sütleri ve etleri kendi çocuklarına yedirmiyor, sizlere satıyor. Onlar da sizin başkalarına yaptığınızın tıpkısını size yapıyorlar.

Hastaneler genetik hastalıklara yakalanmış hastalarla dolup taşıyor. Çocuklar sakat doğuyor. Onkoloji birimleri tıklım tıklım. Her dört kadından biri meme kanseri. Hastaların yaşları yirmiye kadar inmiş, gelmiş.

Kimin umurunda?

Hoşça kalın!

ALKOL VE MEDENİYET İLİŞKİSİ

Alkollü içeceklerin, geçmişten bu yana insanlara bazı yararları ve bazı zararları olduğu bilinmektedir. Yararlarının az, zararlarının fazla olması alkollü içkilerin olumlu ve olumsuz taraflarının tekrar ele alınmasını gerektirmektedir.

Medeniyetin ilerlemesiyle alkolün zararları ile yararları arasındaki fark maalesef bir uçurum teşkil etmeye başlamıştır ve alkollü içkilerin kullanılması topluma daha çok zarar vermeye başlamıştır.

Eskiden insanlar tarıma dayalı yaşıyorlar, kara saban kullanıyorlar, gidecekleri yerlere hayvan sırtında gidiyorlardı. Alkol aldıkları zaman ailesine ve çevresine hakaret ediyor, dövmeye yelteniyor, iş gücü kaybına falan neden oluyordu. Bazen de ölümle sonuçlanan kavgalara neden olabiliyordu. Bütün bunlar hoş karşılanabilecek şeyler değildi.

Fakat şimdilerde de bazı insanlar daha medeni daha akıllı nasıl olabilirim diye gayret sarf etmek yerine aklını sulandırmayı matah biliyor ve şuursuz davranmayı övünülebilecek bir olguya dönüştürebileceklerini zannediyorlar. İnsanlar çevreleri ve kendileri ile nasıl barışık olabileceklerini keşfedemiyorlar. İnsanları alkollü içkilere yönelten şey onların iç dünyalarındaki esen fırtınalardır. Mutsuz insanların alkollü içkilere eğilimi çok daha yüksektir. Mücadele edip sorunlarımızın üstesinden gelebilmek yerine alkollü içkilere sığınmamız bizim acziyetimizi gösterir.

Medeniyetin ilerlemesiyle her şey değişmeye, alkollü içkilerin insanlara verdiği zararlar artmaya başladı. Tabii ki alkolün içeriği değişmedi. Teknoloji ilerledikçe daha dikkat isteyen bazı araçlar kullanıma girdi. Dikkat gerektiren meslekler ortaya çıktı. Alkolün pabucunun dama atılması gerekliliği ortaya çıktı.

Yasalar, yasaklar insanların alkollü içki kullanmasının önüne geçemez. Her insanın başına bir polis dikilemez.

Alkollü içkileri kullanmak toplumda yaygınlaştığı zaman, denetleyenin de denetlenenin de beyni sulanmış olacağından dolayı, daima güvensiz bir ortamda yaşamak zorunda kalacaksınız. Toplum bilincinin geliştirilmesine ihtiyaç vardır.

Sarhoş bir şoförün kullandığı vasıtada ya da sarhoş bir pilotun kullandığı uçakta olup olmadığınızı nereden bilebileceksiniz ki? Bunu bilmeniz imkansız.

Doktora gittiniz, adamın kafası bulanıktı, size yanlış teşhis koydu, tedavi olamadığınız gibi kullandığınız ilaçlardan da zarar görebilirsiniz.

Ameliyat olacaksınız, ameliyatınıza giren doktorunuz alkollüyse hastasını karıştırabilir ya da yanlış organınızı alabilir. Böyle yanlışlar telafi edilebilir mi?

Ameliyatınızda narkoz uzmanınız, narkozunuzu az verirse ameliyatın tam ortasında kendinize gelebilir, fazla kaçırırsa hiç ayılmayıp ölebilirsiniz.

Nükleer Tıpta tedavi görüyorsunuz, fazla radyasyona maruz kalabilirsiniz.

Yaya giderken siz veya sevdiklerinizden birileri alkollü bir sürücünün aracının altında kalarak, sakat kalabilir, canından olabilir.

Çocuğunuza ehliyet aldınız, alkollü kullanıyor ve kaza yapabilir ve başkalarının canına, malına; kendi malı ve canına zarar gelebilir.

Ev yaptıracaksınız, inşaat mühendisiniz ya da inşaat işçileriniz hata yapabilir. Malınız ve canınızdan olabilirsiniz.

Doktorunuz uyarmadı, kendinizde tıbbi terimleri pek anlamıyorsunuz. Bazı ilaçlarla beraber alkol alırsanız canınızdan olabilirsiniz.

Alkollü bir öğretmenin ders yaptığı sınıfta, çocuklarınız saatlerini boşuna harcıyor olabilir. Çocuğunuz yeterli eğitim alamazsa hayal kırıklığına uğrayabilirsiniz.

Eşiniz alkol alıp evinizde terör estirebilir. Aile içinde birinizin yaralanmasına veya ölümüne neden olabilir.

Alkolün insanlar için, günümüzde, geçmişten daha zararlı bir hale geldiğini çok daha fazla olguyla örneklendirmek mümkündür. “Medeniyetin hızla ilerlediği ve akla ihtiyacımız olduğu bir çağda beynimizi sulandırmak bize ne kazandırır ne kaybettirir, oturup muhasebesini yapabilirsiniz.”

Hoşça kalın.

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.

Yukarı ↑